Nasıl bir gazetecilik?
Patreon’da yazmaya başlamam vesilesiyle hem bir bildirimde bulunmak hem de normal yazı formatımın dışında biraz dertleşmek istiyorum. 

Bundan böyle yazılarıma Patreon ve kendi web sitem www.ahmetdonmez.net üzerinden devam edeceğimi ilan etmiştim. Yazmak, derinlemesine araştırmak, bilgi sahibi olmak ve bu bilgileri de sizlerle paylaşmak istediğim bir çok konu var. 

Şu anda yeni bir dil öğrenme sürecindeyim. Bir yandan kursa gidiyorum. Diğer yandan önümüzdeki bir kaç gün içinde başlayacağım yeni bir kitap çalışmam var. Bu nedenle tam kapasite ile olamasa da bir yandan yazılarıma devam edeceğim. Gerektiğinde Youtube kanalım üzerinden bazı yayınlara da imza atacağım. 

Patreon kapak yazımda da ifade ettiğim gibi, bu bir yolculuk. Hakikat yolculuğu… Gazeteciliği sadece bir meslek olarak görmüyorum. Daha çok bir yol serüveni, bir mücadele, bir arayış, bir hayat tarzı, bir tutku olarak kabul ediyorum. Öyle yaşıyorum. 

Peki nasıl bir gazetecilik? 

Ne yolculuğu? 

Neyin mücadelesi?

Neyin arayışı?

Ne tutkusu?

Cevabım yine aynı: Hakikat mücadelesi ve hayat yolculuğu. 

Özellikle son bir kaç yılda daha da yoğunlaşan, derinleşen bir mücadele bu. 

Her gün aynaya bakarak “kendi” kusurlarımı çözmeye ve ezberlemeye çalıştığım bir arayış… 

****

Gazetecinin benliği vardır ama bencil olamaz. 

Gazeteci mahallelidir ama mahalleci olamaz. 

Cemaati vardır ama cemaatçi olamaz. 

Kabilesi olabilir ama kabileci olamaz. 

Aşiretten gelebilir ama aşiretçilik yapamaz. 

Yaparsa gazeteci olamaz. Bir borazan, bir tetikçi ya da bir propaganda aygıtına dönüşür. 

Oysa akıl, muhakeme, vicdan ve cesaret bir gazeteciye yeterlidir. Gerektiğinde tek, gerektiğinde kitlelerle beraber yürümesini bilir.

Bu yolculuk, böyle bir yolculuk. 

Kendi hakikati arama serüvenime sizleri de davet ediyorum. 

Gelin bu yolculuğa şahitlik edin, destek verin, güç verin, yoldaşlık edin…

****

Bugün her ne kadar Türkiye’ye ve yaşanan sürece endeksli gazetecilik yapıyor olsak da uzun vadede hedefim bu cendereden çıkmak ve uluslararası nitelikte gazetecilik yapmak. 

Fakat o aşamaya geçmeden çözülmesi gereken düğümler, yapılması gereken haberler, verilmesi gereken cevaplar, alınması gereken yollar var. 

O yüzden bir süre elbette yoğun bir şekilde Türkiye’de yaşanmakta olan bu vahşi sürece odaklanacağım. Tarihin gördüğü en gaddar ve en haysiyetsiz zulüm dönemlerinden biri yaşanırken (kendi adıma) susmak, geri durmak, haykırmamak gibi bir tavrım olamaz. 

Yalnız sizi temin ederim ki bu alçak dönemin tek müsebbibi ya da tek faili baştaki bu AKP tiranlığı değil. Daha önce The Circle’a verdiğim röportajda, “Bugün AKP’ye karşı direnmek, mücadele etmek ne kadar şartsa, cemaatin de kendi içerisindeki bu damarla aynı şekilde mücadele etmesi şart” demiştim. Bu geride bıraktığım 3 yıl, benim için tam bir ‘öğrenme’ süreci oldu. Halen ve her gün öğrenmeye devam ediyorum. Artarak ve derinleşerek… 

Bu kirli bilgi deryası içerisinde boğulmamaya ve kirlenmemeye çalışırken bir yandan da yolunu bulmak zorundasın. Ama gördüğüm şu: Birileri çok fena yalan söylüyor. Her iki taraf da samimiyetsiz. Kendi tabanına karşı dürüst değil. Kandıran, istismar eden, gerçekleri gizleyen birileri var. 

Olan milyonlarca masum, günahsıza oluyor. 

Alınan vebalin büyüklüğü kelimelerle ifade edilemez. 

****

Yanlışı kim yaparsa yapsın yanlıştır. 

Şunu özellikle vurgulamak isterim: “Sadece diğer kabilenin kusurlarını yaz. Bizim kusurumuz yoktur, ama kazara bir şeyler olmuşsa da onları görmezden gel” diyenlerle beraber değilim. Onlar da benimle olmayabilirler. Zaten yazılarımı kişisel web adresim ve Patreon hesabımdan paylaşacağım, dileyen takip etmeyebilir. 

“Şimdi sırası mı? Hele şu süreç bitsin, ondan sonra söyle ne söyleyeceksen” diyenlere saygım var. Fakat bunun ne kadar ötelenemez bir gereklilik olduğunu da tabi ki örnekleri ile ortaya koyacağım. 

Bir de Özgür Koca’nın nefis benzetmesini alıntılayayım: “Bu, hele bir yüzme öğreneyim ondan sonra suya girerim demeye benziyor. Ne yazık ki yüzme öğrenebilmek için suya girmen gerekiyor.”

Birisi düdüğü çalıp, “Hadi bakalım süreç bitti” demeyecek. Bir hakem iki tarafın da ortasına geçip kazananın elini havaya kaldırmayacak. 

Bu kara süreç elbette birgün bitecek; ama nasıl bitecek? Sonrası nasıl olacak? Nasıl biteceğini ve sonrasını, bugün neler yapıldığı ya da yapılmadığı belirleyecek. 

****

Gün; karından konuşma günü değil. Naiflik zamanı değil. Alttan alma, idare-i maslahatçılık, görmezden gelme, nabza göre şerbet verme, konformizm peşinde koşma günü değil. 

Çünkü kesilmeden devam eden ve hatta son dönemde yoğunlaşan bazı komplolara baktığımda, bunların bir nedeninin de yukarıda sıraladığım şeyler olduğunu görüyorum. 

 O yüzden gün, bedeli ne olursa olsun, hakikatin peşinden koşma ve tavır alabilme günüdür.

Elbette hakkı gözeterek, insaftan uzaklaşmayarak, hedefi şaşırmayarak, mazlumu unutmayarak, vicdanı kaybetmeyerek, araştırarak, sorarak, doğrulayarak… Objektif gazetecilik yaparak…

Ama ucuz kahramanlığa soyunmadan!

Ama hesap kitapçılık yapmadan!

Ama korkmadan!

Durmadan!

Tier Benefits
Recent Posts